son haberler

AYNUR’CA

Yayınlanma Tarihi: 27 Ekim 2017 okunma

Zeki ORDU zekiordu@hotmail.com

Ne kadar ararsanız arayın evde hazırlanmış yemeğin tadını başka yerde alalamazsınız. Çünkü annelerimiz yaptığı bütün yiyecekleri bildiğimiz yemek tariflerine göre yapmaz. Şayet öyle olmuş olsaydı aynı malzemelerle yemek yapan herkes aynı lezzeti sunardı bize.

Anne yemeği gibi olmuş sözünü duymayanınız yoktur. Nerede lezzetini beğendiğimiz bir yiyecekle karşılaşsak bu sözü söyleriz.

Peki, anneler yemeklerini nasıl yapar? Kullandıkları malzemeler nelerdir? Bu soruların cevabı yemek malzemelerini saymak ve pişirme usullerini anlatmakla anlaşılmaz. Çünkü anneler yemeklerine ticari müesseselerden farklı olarak “sevgilerini” de katarlar. Bu işin ticaretini yapanlar ne kadar kazanırız diye düşünürken, anneler ise en lezzetli nasıl olur diye düşünürler.

Anneler her yemeğe gönül de katarlar.  Gönül katılmış bir yemek ise elbette ki diğerlerinden farklı olur. Çünkü onlar en yakınları için emek verirler ve karşılığı yoktur. Ancak gerçek sevginin karşılığı olmaz. Karşılığı olan şeyler ise sevgiden çok para hakimdir.

Günlerden bir gün tesadüfen yolumun düştüğü “Aynur’ca”da çocukluk lezzetiyle karşılaşınca şöyle bir gerilere gittim. Uzun süredir ticari müesseselerde bulamadığım bu lezzetin sırrı Aynur Ablamızın mahir elleriydi. Sadece elleri mi değil elbet. El iler yapılsa herkes yapabilirdi. Belli ki bu işin içine sevgi ve gönül de katılmıştı.

Şayet bir gün arkadaşlarınıza, dostlarınıza ve yakınlarınıza lezzetli bir şeyler yedirmek istiyorsanız veya bir meclisiniz varsa Aynur Ablamızı bir ziyaret ediniz. İnanın pişman olmayacaksınız.

Yerel lezzetlerin anbean azaldığı günümüzde kültürümüze ait bu değerleri korumalıyız. Artık ayaküstü yiyecekler evlere de girdi. Bu yüzden sağlıksız nesiller yetişiyor. Ev yemeği dediğimiz yemeğe hasret kaldık. Hazır işi yiyecekler hayatımızın bir parçası oldu. Evlerde kullandığımız malzemeler bile kimyasal maddelerle dolu.

Çok az sebze ve meyve şeklini ancak koruyabildi. Mesela o hoş kokulu domatesler ve salatalıklar eski kokusunu kaybetti. Ekmeğimiz bile eski kokusunda değil. Suları plastik şişelere hapsettik. Çok şey tabii halinden uzaklaştı. Böyle bir ortamda bütün imkânsızlıklarla bize en lezizi yiyecekleri sunan, bize çocukluk tadını hatırlatan Aynur Ablamıza teşekkür ederiz.

Siz bakmayın albenili mekânlara. Onların çoğu lezzet yerine gösterişli masalar sunuyor sizlere. Daha karnınızı doyurmadan gözünüzü doyurmaya çalışıyor. Ama asıl lezzete çatal ve bıçaklarda değil sofraya gelen yemeklerde. Onlarda sadece malzemelerle yapılmıyor. Siz yemek yapmak için yemek tarifi öğreneceğinize yemekler hazırlanırken onlara “sevgi” nasıl katılır öğrenmeniz gerekecektir. Yoksa “Göz kararı şu kadar” diye başlayan tariflerle ancak göze hoş gelen yemekler yapılır.

Bir gün yolunuz Aynur Ablamızın mekânına düşerse ne demek istediğimi gayet net anlayacaksınız.

Söylemesi veya yazması bizden. Demedi demeyin.

Siz de yorum yapın, görüşlerinizi belirtin.

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarın tüm yazıları.

Zahide

24 Kasım 2017 okunma
Bazı isimler tarihe mâl olmuştur. Leyla, Şirin, Züleyha ve Aslı bunlardan ilk akla gelenler. Hepsinin de bir kıssası var. Öteden beri söylene gelen bir kıssa. Bu isimler belki gerçekte yoktu. Ancak “Gönül tarihimizde” önemli bir yere sahiptir. Kulaktan duyma... Devamını Oku

Çiçekleri Soldurmayın

17 Kasım 2017 okunma
Bir taş olarak yaratılmış olmak neyi ifade eder? Bir çiçek, bir kuş olarak dünyaya gelmek mesela… Üzülüp sevinemeyen, kendi hâllerinde… Çok zaman varlıklarından bile haberdar olmadığımız… Ne hesapları var, ne umutları. Ne de hayattan bekledikleri…... Devamını Oku

Sen Yazma Önce Bana Söyle

10 Kasım 2017 okunma
Günlerden bir gün bir ilçede ilçe ile ilgili bir yazı yazmıştım.  Yazının konusu ilçenin belediye başkanından bir istekti. Üstelik maddi hiçbir külfeti yoktu. Bir yere  isim verilmesini istemiştim. Bu işin yapılması için kanuni işlemler nasıl... Devamını Oku

Mazide Kalmış İki Hatıra

3 Kasım 2017 okunma
Kimseler Görmesin Çevre dostu. Ham maddesi ağaç olan kâğıttan yapılan ve bugünkü “poşet” denilen petrol artığı çevre tahribatçısına yerini bırakana kadar insanlık tarihine hizmeti oldu. İçerisine bir şeyler konulduğunda silindirik bir hal alan ve... Devamını Oku

Hatırası Yeter

20 Ekim 2017 okunma
Tavan Arası Bir evin tarihi… Geçmişin hatırası… Mazide saklanan eşya… Yazılı olmayan tarih… Tavan arası. Nasıl izah edilebilir başka. Sonra lazım olabilir zannıyla imha edilmeye kıyılamayan ama belki de hiç kullanılmayan eşyaların bulunduğu yer.... Devamını Oku

Yüzünde Göz İzi Var

13 Ekim 2017 okunma
Biz sormadan da anlarız. Biz ne izahat isteriz ne bir delil. Mademki seviyoruz, tanırız onu… En az kendimiz kadar. Biz ne kadar bizsek, sevdiklerimizde en az o kadar bizdir. Biz yâri de, ağyarı da biliriz. Tanırız… … Bir bakışı, bir nefesi çok şey söyler... Devamını Oku

Kendinden Kaçmak

6 Ekim 2017 okunma
Hasret… Kaybettiklerimiz mi bulamadıklarımız mı? Her ne kadar ‘gün bu gündür, dem bu dem’ deyip başka şey düşünme diyenler de az değil. Peki, başka şey düşünmüyorlar mı hakikaten? Düşünemiyorlar mı yoksa? Kendi kendilerine kaldıklarında zihninden... Devamını Oku

Sonbahar Esitileri

30 Eylül 2017 okunma
Sonbahar yani halk deyimiyle güz.  Kadim edebiyatımızda hazan diye geçen mevsim. Hakkında önemli yazılar yazılan iki “bahar”dan biri. Edebiyatımızda yaz ve kış mevsimleri  ilkbahar ve sonbahar kadar sık işlenmemiştir. Biz baharı sürur /neşe olarak... Devamını Oku

Küstürdüm Gônüli Güldüremedim

22 Eylül 2017 okunma
Neşet Ertaş’ın hatırasına Gönül kelimesini en güzel telaffuz eden usta… Gönül adamı… Bazı şeyler vardır ki kelimeler izah edemez. Ne kadar söylersen söyle, ne kadar yazarsan yaz bir yanı eksik bırakılır. İşte “gönül” de böyle bir kelime.... Devamını Oku

Sala

15 Eylül 2017 okunma
Şimdi “selâ” olarak bilinen cenaze ilanının; eskiden halk aksanına göre söylenişiydi. Teknolojinin tam olarak hayatımıza girmediği zamanlardı. Radyonun dışında haberleşme aracı yoktu. 1970’li yıllarda telefon sayılı hanede vardı.  Gazete bayii olan... Devamını Oku