son haberler

Kendinden Kaçmak

Yayınlanma Tarihi: 6 Ekim 2017 okunma

Zeki ORDU zekiordu.zekiordu@gmail.com

Hasret…

Kaybettiklerimiz mi bulamadıklarımız mı?

Her ne kadar ‘gün bu gündür, dem bu dem’ deyip başka şey düşünme diyenler de az değil.

Peki, başka şey düşünmüyorlar mı hakikaten? Düşünemiyorlar mı yoksa?

Kendi kendilerine kaldıklarında zihninden resmigeçit yapmıyor mu yaşanılanlar? Yaşadıkları hariç, yaşamak istedikleri şeyler olmuyor mu? Bir şeylerin noksan olduğunun farkına varmıyorlar mı? Varmak istemiyorlar mı yahut? Bir şeyleri düşünürken bir hüzün kaplamıyor mu içlerini? Bir şeylere sinirlenip bir şeylere tebessüm etmiyorlar mı? Bazen bir iç ‘cızırtısı’ bazen bir boşlukta hissetmiyor mu kendilerini?

Kaybettikleri bir şey yok mu hiç?

Terk ettikleri bir şey şeyle yok mu?

Ulaşamadıkları şeyler yok mu hayatında ulaşmak istedikleri halde…

Hasret…

Hasret neyi ifade ediyor onlar için?

Bir ah! Bir iç çekme, bir hüzün mü sadece?

Kaybedilenler mi, ulaşılmayanlar mı?

Biz kaybettiklerimizin peşine düşüyor, ulaşamadıklarımıza ulaşmak için neler yapıyoruz? Yoksa ‘battı balık yan gider’ misali hayatı öylesine mi yaşıyoruz?

Benden geçti, bizden geçti, kıymeti kalmadı gibi sözler neyi ifade ediyor bize?

Aradıklarımız neydi, aradıklarımız ne şimdi? Ne kadarı kayıp ne kadarına ulaştık?

Hiç hasretini duyduğumuz şeyler yok mu?

Yoksa hasret kalmaya da mı hasret kaldık?

Mesela yıllar önceki bir dostun sesini duymak istemez mi insan? Bir bahçede çiçek toplayıp sonra ne tarafa olduğu belli olmayacak şekilde koşmak gelmedi mi hiç aklınıza?

Tek başınıza yürümeyi denediniz mi hiçbir gün?

Yani kendinize de mi hasret kalmadınız?  Geçmişinize yani…

Yoksa şöyle bir geriye döndünüz zaman hüzün mü kaplıyor içinizi? “Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz” diyen şairin mısralarında olduğu gibi…

Hasret duymamak geçmişten mi kaçmak, kendimizden mi yoksa?

Yoksa duygularımızı mı kaybettiğimizden…

Yahut kayda değer bir şeylerin olmadığını düşündüğümüzden mi?

Çocukken bir sofrada beraberce yenilen bir akşam yemeği sıradan mı? Hatta sofrada dedemiz, ninemiz, anamız ve babamızla beraber olduğumuz halde. Böyle bir hatıra sıradan bir hatıramıdır? Bu hasret çekilecek bir şey değimlidir yoksa?

Ayaküstü atıştırma, iş yaparken bir şeyler yiyerek açlığımızı bastırmak daha hoş bir duygu mu?

En azından bir kış günü soğuğun iliklerinize kadar işlediği bir zamanda,  sobanın karşısına geçtiğinizdeki hissedilen sıcaklığın; sabit kalorifer sıcaklığından daha az faydası olduğuna inanıyorsunuz?

Sizce termometreler her sıcaklığı doğru ölçebilir mi?

Mesela gönlün sıcaklığı kaç derece sizce?

Yani hasretini duyduğumuz şeyler yok mu hiç?

Yoksa kendimizden mi kaçıyoruz?

İnsan kendinden kaçabilir mi?

Nereye kadar?..

 

Siz de yorum yapın, görüşlerinizi belirtin.

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarın tüm yazıları.

Gönül Yangının Dumanı Olmaz

23 Şubat 2018 okunma
Sahip olmak ile sahiplenmek… Ne kadar da benzer gibi duruyor değil mi? Her sahip olduğumuzu sahipleniyor muyuz veya sahiplenebiliyor muyuz? Bazen sahip olmak yetmez. Sahiplenmek lazım. Sevdiklerimiz ne kadar bizim? Bize ne kadar yakın? Yârimiz yaramız olmadıkça, nasıl... Devamını Oku

ÖB

16 Şubat 2018 okunma
Bir rivayete göre kâinat adıyla bilinen uçsuz bucaksız boşlukta eskilerin seyyare dedikleri günümüzde gezegen olarak bilinen gök cisimlerinin birinde canlılar yaşarmış. Aslında bu gezegenin varlığını kabul etmeyenlere cahil gözüyle bakarlarmış. Dünya... Devamını Oku

Ekmeğini Simitten Çıkaran Adam

9 Şubat 2018 okunma
Ekmeğini taştan çıkarmak diye bir tabir vardır. Genellikle işi zor olan, geçinmek için fazla zahmete katlanan, nafakasını temin etmek için yılmadan usanmadan çalışanlar için kullanılır. Bu tür insanlar çok çalışıp az kazanırlar. Takdir edilen tarafı... Devamını Oku

Senin Yerine Ben Düşünürüm

2 Şubat 2018 okunma
Diziler televizyonların vazgeçilmez programları arasındadır. TRT zamanından beri her kanal belirli aralıklarla diziler yapmakta ve hatırı sayılır seyircisi de olmaktaydı. Zaman ile birlikte anlayışlar değişince önce programların kendisi sonra konuları... Devamını Oku

Bir Gönül Buluşması

26 Ocak 2018 okunma
Aslında gönüller buluşması… Her şey bir telefonla başladı. Yıl 1982 idi. Ben ilk görev yerim olan Giresun’un Tirebolu ilçesine atanmıştım. Okulun yedinci Fen Bilgisi öğretmeniydim. Birçok öğrencim oldu. Onlardan birisi de o zamanki adıyla Nigar... Devamını Oku

Korna Çalmanın Dayanılmaz Arzusu

19 Ocak 2018 okunma
Şoförlerin korna çalma ihtiyacını hep merak etmişimdir. Sahi korna niçin çalınır? Belki hata yapması muhtemel yaya ve diğer taşıt sürücülerini ikaz için. Tabii düğünde bayramda yeri göğü inleterek çıkarılan sesler hariç. Veya savaş naraları... Devamını Oku

PALAZ

12 Ocak 2018 okunma
İnsanoğlunun en büyük özelliklerinden biri de hafızası olması. Yani tarihi. Hafıza bir nevi tarihtir. İster özel olsun, ister yerel hatta isterse genel hafıza sizi geçmişe götür. Zaman içersinde bazı değişiklikler bizlere yeni şeyler katarken bazen de bizden... Devamını Oku

Gönülden Irak Olunmaz

5 Ocak 2018 okunma
“Gözden ırak olan gönülden ırak” olur mu? Nasıl söylenmişse böyle bir söz söylenmiş. Ancak ilk kim söyledi, ne için söylediyse bir eksiklik bırakmış. Gerçekten gözden ırak olan gönülden de ırak olur mu? Burası tartışılır. Gözden ırak olanın... Devamını Oku

TAHTA AKILLI DA YA ÖĞRENCİ

29 Aralık 2017 okunma
Eğitimin hayatın her alanında ve her yaşta önemini bilmeyen yoktur. Basit tabiriyle “Öğrenmenin yaşı yoktur” sözünü çok kullanırız. Burada eğitim ve öğretim hakkında sıkıcı bilgiler vermek değil niyetim. Bunu zaten uzmanlar yapıyor. Ne kadar... Devamını Oku

EY YAR!

22 Aralık 2017 okunma
Kim demiş “Gözden ırak olunca gönülden de ırak olur” diye? Öyle olsaydı her gözümü yumduğumda niye görürdüm seni? Asıl gönülden ırak olan gözden ırak olur. Madem gönülde değilsin, “gözde” nasıl olursun? Ey yar! Sen içimin dağlarında kar,... Devamını Oku