son haberler

Osmanlı Ağacı Gövdesindeki Kurt – I

Yayınlanma Tarihi: 23 Şubat 2018 okunma

M. Ufuk MİSTEPE mistepe@gmail.com

Ünye’de Feyziye Mektebi adıyla eğitim ve öğretime başlayan okulun Anafarta İlkokulu olarak günümüze ulaşan tedrisat dönemine dair daha önce yayımladığımız dört bölümlük tarihçe çalışmamız1 bizi Osmanlı Dönemi’nin bazı olaylarını aydınlığa çıkarmamıza tevafukende olsa bir vesile oldu.

İçkinin şişede durduğu gibi etrafındakilere rahat vermemesine benzer bir olguyu içerisine girdikleri toplumları da tahrif edilmiş inanç temellerindeki hedeflerine ulaşmak için rahat komayan bir topluluğun o ülkelerin imkânlarını kutsî ideallerine ulaşma vasıtası olarak kullanma gayretleri Osmanlı İmparatorluğu’nun da hüsranla çöküp, yıkılmasının en önemli sebebidir.

23. RAB bu kavimlerin tümünü önünüzden kovacak. Sizden daha büyük, daha güçlü kavimlerin topraklarını mülk edineceksiniz. 24. Ayak basacağınız her yer sizin olacak. Sınırlarınız çölden Lübnan’a, Fırat Irmağı’ndan Akdeniz’e kadar uzanacak. 25. Hiç kimse size karşı koyamayacak. Tanrınız RAB, size verdiği söz uyarınca, ayak basacağınız her yere dehşetinizi, korkunuzu saçacaktır.(Tesniye 11/23-25)

Tahrif edilmiş Tevrat’a göre dünyanın en üstün milleti Yahudilerdir: Diğer milletlerin hiçbir değeri yoktur. Onlar, Yahudilerin köleleridir: – “Senin zürriyetin milletleri mülk edinecek.”(İş’aya, Bab, 54:5)Talmud yasası hükümlerine göre “Yalnız Yahudi olanlara insan gözüyle bakılır, Yahudilerden başkası birer hayvandır.2

‘Selanikli Dönmeler’ kitabının yazarı Marc David Baer’e göre “İlk ortaya çıktıkları 1666 (!) senesinden 1923’e kadar Osmanlı idarecileri,dönmelerin dinî kimliklerini bir kere bile sorgulamadı. Onlar da Müslüman olarak kabul edildi ve XIX. yüzyılın sonunda Selanik toplumunun en üst seviyelerine yükseldiler. Dönmeler, Türkiye Cumhuriyeti onların Yahudi kimliklerini araştırıp 1942-44 yıllarında Varlık Vergisi kanunuyla cezalandırana kadar bir düşmanlıkla karşılaşmadılar.”3

Fatih’in son yıllarında, 1478’de yapılan bir sayıma göre Selanik’te hiç Yahudi yaşamıyordu(Veinstein, 45). Belki de Fatih, fethettiği başkenti iskân çerçevesinde burada varolan Yahudi cemaatini İstanbul’a sürmüştü. Onun oğlu II. Bayezid zamanında ise Selanik’teki Yahudi varlığı bambaşka bir renge büründü(Gökaçtı, 319).4

Granada’nın düşmesinin hemen ardından 31 Mart 1492’de İspanya Kralı Ferdinand ve Kraliçe İsabella tarafından kaleme alınan Elhamra Fermanı’nda, ülkedeki Yahudilerden din değiştirme ya da 02 Ağustos 1492 tarihine kadar ülkeyi terk etme seçeneklerinden birini tercih etmeleri isteniyordu.4Üstelik giderken, sahip oldukları altın, gümüş vb. yanlarına almaları yasaklandı. 300 bin kadar İspanya Yahudisi’ni etkileyecek Kararname’ye göre bu kurallara uymayanlar, bu süre zarfında ülkeyi terk etmeyenler ve onlara yardım edenler ölüm cezasına çarptırılacaktı.5Sonuç olarak pek çok Yahudi görünüşte din değiştirerek “Marranolar – Dönmeler” adı altında İspanya’da yaşamaya devam ederken, bu durumu kabul etmek istemeyen Yahudiler başka Avrupa ülkelerine ya da Osmanlı İmparatorluğu’na göç etmeyi tercih ettiler(Kaya, 54-55). Zaman içinde diğer Avrupa ülkelerinde de artan baskı ve alınan engizisyon kararlarının etkisiyle, Osmanlı ülkesine göç eden Yahudi nüfus hızla arttı.4

Fatih Sultan Mehmet’in oğlu, Yavuz Sultan Selim’in babası olan II. Bâyezid, 1481 yılında tahta geçmiş ve 31 yıl boyunca ülkeyi yönetmiştir. Birçok başarıya imza atan II. Bayezid, Elhamra Kararnamesi ile İspanya’yı terk etmek zorunda bırakılan Yahudilere kucak açmış, üstelik Kemal Reis(Piri Reis’in amcası) komutasında Osmanlı donanmasını İspanya’ya göndererek,Müslümanların Kuzey Afrika’ya,150 – 200 bin Yahudi’nin de güvenle, Osmanlı topraklarına(Selanik, Edirne, İstanbul ve İzmir) ulaşmasını sağlamıştır.II. Bâyezid, 1492 senesi ilkbaharında İspanya’dan tardedilen Yahudileri, zimmet akdinin hükümlerine uymak şartıyla Osmanlı ülkesinin belirli yerlerine Selanik, Edirne, Ağriboz’a bağlı Livâdiye ve Tırhala çevresine yerleştirmişti. Onlara ülkemizde ve dünyada, İbranice İspanya anlamına gelen “SefaradYahudisi” adı verildi.5

Yahudilerin İspanya’da maddî durumlarının iyi olmasının sebebi bölgede yazmayı bilen ve matematikten anlayan tek halkın kendileri olmasıydı.Selanik Yahudileri bankerlik, tefecilik, zeytinyağı ve sabun imalâtı, demircilik, bakırcılık, mermercilik, tenekecilik, kuyumculuk, iplikçilik, kunduracılık, terzilik, parfümcülük gibi işlerde sivrilmişlerdi. Yine bu dönemde Selanik’in ticarî arteri batıda Marsilya’dan, güneyde Kahire’ye kadar uzanıyordu (Oktay, 497). Ancak hiç şüphe yok ki şehrin lokomotif uğraşısı dokumacılıktı (Veinstein, 56). Selanik Yahudi Cemaati’nin devlete ödemekle mükellef olduğu verginin çuha ile karşılanması yoluna gidildi. Uygulamanın Yeniçeri Ocağı’nın kaldırıldığı 1826 yılına kadar devam ettiği biliniyor (Gökaçtı, 339).4

1530’da şehrin yüzde 52’si, 1613’te ise yüzde 68’i Yahudilerden oluşuyordu. Dünya üzerinde kuvvetle muhtemel ki o dönemde Yahudilerin nüfusça çoğunlukta olduğu tek şehir Selanik’ti. Şehir XX. yüzyılın başlarında dahi bu özelliğini büyük ölçüde korudu. Öyle ki Selanik 26 Ekim 1912’de Yunan kontrolüne girdiğinde şehirdeki Sabataycı topluluk hariç 157 bin kişilik nüfusun 65 binini Yahudiler oluşturuyordu. Buna Sabataycı nüfusun da eklenmesiyle nerede ise şehrin yarısı İbranî toplumuna mensup insanlardan müteşekkildi (Türker, 41).4

Selanik’in tarih sahnesindeki en önemli bölümü yalancı mesihSabetay Sevi’nin kente ayak basmasıyla başlamıştır.6Sabetay Sevi’nin ailesi de İspanya’dan sürgün gelen Konverso Yahudilerindendi. Osmanlı topraklarına gelen Konversolar, İspanya’da Katoliktiler, Osmanlı’da Müslüman oldular.7Sevi, önceleri Selanik Yahudi cemaati tarafından çok iyi karşılanmış ve ağırlanmıştı. Fakat ilerleyen günlerde kendini Maşiyah(mesih) olarak ilân edip, kentteki cemaatte kargaşa başlayınca, din adamları, bütün otoritelerini kullanıp onun bu sahte mesih hareketine engel oldular. Onun Selanik’ten çıkartılmasını sağladılar. Fakat ölümünden sonra, Selanik Yahudi cemaatinin bir bölümü onun yaptıklarını aynen taklit ederek Müslümanlığı kabul ettiler. Onlara Türkçe bir terim olan “Dönme” adı verildi.6

Dönmelerin dini ritüelleriSabetay Sevi’nin hayatında geçmiş olaylara dayanır: Sabetay Sevi’nin anne karnına düşmesi, doğumu, sünneti, mesihliği ve din değiştirmesi gibi.3

Sabatay Sevi İzmirli olup, 1626’da doğmuştu ve 18 yaşına geldiğinde hahamlık icazetini almıştı. Onun yaşadığı devrede Yahudi Cemaati’nin mesih beklentisi had safhaya çıkmıştı. Bu durumun da etkisiyle Sabatay Sevi ilk olarak 1648’de İzmir’de mesihliğini ilân etmiş ancak bir süre sonra kentten kovulmuştu. Sonrasında aralarında Selanik’in de bulunduğu pek çok şehre bir dizi seyahat düzenleyerek bu tezini oralarda da dillendirdi. Akabinde İzmir’de karar kılarak faaliyetlerini burada sürdürdüğü, ancak şehirdeki Yahudi Cemaati’nin şikâyetleri üzerine önce İstanbul’a ardından Edirne’ye getirilerek mahkeme edildiği, sonrasında da İslâm’a geçerek ‘Aziz Mehmet Efendi‘ adını aldığı biliniyor. Son süreçte müritlerinden küçük bir grup da kendisini takip etti. Sabatay Sevi, ilerleyen günlerde Arnavutluk’un kuzeyindeki Ülgün’e sürüldü ve burada öldü. İşte Selanik şehrinin Sevi’nin takipçileri ya da meşhur tâbir ile Sabataycılar tarafından merkez edinme süreci de böylelikle başladı.4

Sabetay Sevi olaylarından sonraki bu tür gelişmeler, geride kalan cemaatin tamamen kenetlenmesine ve birlik halinde olmalarına yol açtı.3Sabataycılar önce Sevi’nin Selanik’te yaşayan eşi Ayşe’nin etrafında toplandılar. Sonrasında ise tarihsel süreç içinde Yakubiler, Kapaniler ve Karakaşlar olmak üzere üç kola ayrıldılar. Mübadeleye kadar da Selanik söz konusu cemaatin en önemli merkezi olma konumunu devam ettirdi.4

XVII. yüzyılın ortalarında Selanik’te yaşayan toplam Yahudi sayısı 30.000 kişiydi (Selanik nüfusunun yarıdan fazlası) ve üç cemaat halinde yönetiliyordu. Birleşme, üç başhaham önderliğinde oluşturulan iradeyle 1680’de gerçekleşti.6

Kapaniler ve Karakaşlar gerek genç nesillere kültür aktarımını temin ve düzgün Türkçe eğitimi vermek, gerekse de ticarî hayatta başarılı bireyler yetiştirebilmek amacıyla bir dizi okul açtılar. Bu kurumlardan Feyziyye ve Terakki Okulları Balkan Savaşları’ndan sonra İstanbul’a taşınarak Türkiye Cumhuriyeti’nin köklü eğitim kurumları olarak bugüne kadar hizmet vermeye devam etti. Her iki okulun kuruluşunda önemi roller oynayan ve 1917’de İstanbul’da ölüp Üsküdar Bülbülderesi Mezarlığı‘na gömülen Şemsi Efendi(ŞimonZvi), aynı zamanda Atatürk’ün de öğretmenliğini yapan son derece kıymetli bir eğitimciydi (Gökaçtı, 337-338).4

Hazarların bir kolu ve bir Türk boyu olan Karaim (Karaylar) ve Karaitler; Uzlar ve Kıpçakların önünden kaçan Peçenek saldırıları karşısında Kırım’a yerleştiler ve VIII. yüzyılda Hazarların resmî dini Yahudilik olunca, Yahudilerin Talmud’u reddeden Karay Mezhebi’ni benimseyerek, kendilerine ‘Karaylar’ adını yakıştırdılar.8

“Selanik’in babası” olarak tanınan MoiseAlatini, Alatini İmparatorluğu’nun gerçek anlamda kurucusuydu. MoiseAlatini, aynı zamanda Selanik Bankası’nın da müessisidir. MoiseAlatini’nin Selanik’e en büyük katkısı hiç şüphesiz eğitim alanındaydı. Moise, aynı zamanda gerek İstanbul’un ve gerekse de Avrupa’nın önemli Yahudi aileleri ile de yakın ilişkiler kurmuştu. Bunlar arasında Rotschild, Hirsh ve İstanbul kökenli Camondo aileleri ilk akla gelenlerdir.4

Devam edecek

 

KAYNAKÇA :

..1MİSTEPE, M. Ufuk – Feyziye Mektebi’nden Ünye Anafarta Okulu’na – III, Ünye Haber Gaz., 23.9.2016,Sy: 2333, Y: 13.

..2NİZAMOĞLU, Ahmet Faruk – Yahudilerin İnsanlığa Bakışı, 03 Mayıs 2010, Mumsema İslâm Arşivi.

3BAŞARAN, Ezgi (Radikal) – Selanikli Dönme’ler Kimlerdir?  22.08.2011 http://t24.com.tr/haber/arsiv,164143

4KAYA, Önder – Selanik ve Yahudi kültüründen kala(maya)nlar – 1, ŞALOM Haf. Siyasî ve Kültürel Gaz., 13 Mart 2013.

  5OLAĞANÜSTÜ Kanıtlar – 150 Bin Yahudi’yi Kurtaran Osmanlı Padişahı II. Bayezid!

6YANAROCAK, Sara –Diaspora Yahudileri / Selanik Yahudileri, ŞALOM Haf. Siyasî ve Kültürel Gazete, 19 Kasım 2008.

  7MERİÇ, Salim – Büyük Yahudi Göçünün Gerçek Hikâyesi, 02 Mayıs 2010, Odatv.com.

  8BESALEL, Yusuf – Karaylar ve Hazar Türkü Yahudileri, ŞALOM Haftalık Siyasî ve Kültürel Gazete, 22 Temmuz 2015.

Siz de yorum yapın, görüşlerinizi belirtin.

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarın tüm yazıları.

Muhaceret Anlatımlarında Ünye Kazası

20 Nisan 2018 okunma
Şubat 1916 ve sonrasında, önce Erzurum’un düşüşü ve sonra Karadeniz sahili boyunca Fındıklı’dan itibaren Rize’ye doğru Rus kuvvetlerinin ilerlemeye başlaması1 bölge insanını göçe zorlamıştır. Trabzon vilâyet merkezinde ve çevresinde Şubat 1916 ve... Devamını Oku

Ünye’de İz Bırakan Eşkıya ve Kabadayılar – I

13 Nisan 2018 okunma
Ünye yakın tarihinde yaşanmış çete, eşkıya ve kabadayılık olaylarına ilişkin sözlü aktarımlar ve belge niteliğinde yazılı dokümanlardan istifade suretiyle Ünye’de bir şekilde bulunmuş ve iz bırakmış çete reis ve elemanları ile eşkıyalar ve... Devamını Oku

Osmanlı Ağacı Gövdesindeki Kurt – II

6 Nisan 2018 okunma
1870’te Selanik’in nüfusu 90 000 idi. Bunların 50 000’i Yahudi, 22 000’i Müslüman ve Sabetayist, 18 000’i Rum’du. Selanik aynı zamanda Sabetayistlerin(Yahudi dönmelerin) en kalabalık olduğu şehir idi. Sayıları hiç de küçümsenecek bir nüfus... Devamını Oku

Ünye’nin Demografik Yapısı – IV

30 Mart 2018 okunma
Ahmet Hamdi Efendi’nin ‘Nüzhetü’l Bünyân’ adlı coğrafya kitabı 08 Şubat 1895’te basılmış olup, kitapta Canik Sancağı’na bağlı Ünye Kasabası nüfusunun 2.000 civarında olduğu belirtilmektedir.12 Temmuz 1902 tarihli Servet-i Fünûn Dergisi’nde... Devamını Oku

Sarı Yazma’da Terme Ve Ünye – III

23 Mart 2018 okunma
İlk sandal yanaştı, yolcularını boşaltıp gitti. İkinci sandal da yanaştı, yoktu. Eee artık ne yapar yapar üçüncü sandaldan mutlaka çıkardı ağabeyim. Ne kadar olsa kıyı çocuğuydu. Sadece cezaevinde geçen şu son bir yıl içinde uzak kalmıştı denizden.... Devamını Oku

Canik Sancağı ve İdarecileri – III

16 Mart 2018 okunma
1350 yılı ilkbaharında kaleme alınmış olduğu kabul edilen ve İlhanlı Devleti’nin bütçesi olarak bilinen Risâle-i Felekiyye’ye göre, Hoca Necmeddin el-Hoyî uhdesindeki Memleket-i Rum’un orta memleketler olarak addedilen kısmında Etrak-ı Vilayet-i Canid yer... Devamını Oku

Tarihî Değerlerimiz – III

9 Mart 2018 okunma
Değerler, üzerinde çok durulan bir konu olmasına rağmen henüz kavramsal olarak yeterince açıklığa kavuşturulmuş değildir (Anar, 1983:8; Dilmaç, 2002). Değerlerle ilgili tartışmalar; değerlerin tanımı, kaynağı, relativ mi yoksa mutlak mı oldukları, önem... Devamını Oku

Tarihî Değerlerimiz – III

2 Mart 2018 okunma
Değerler, üzerinde çok durulan bir konu olmasına rağmen henüz kavramsal olarak yeterince açıklığa kavuşturulmuş değildir (Anar, 1983:8; Dilmaç, 2002). Değerlerle ilgili tartışmalar; değerlerin tanımı, kaynağı, relativ mi yoksa mutlak mı oldukları, önem... Devamını Oku

Ünye’nin Demografik Yapısı – III

16 Şubat 2018 okunma
1657 yılında vefat ettiği muhtemel olan Kâtip Çelebi Cihannüma adlı eserinde Ünye’yi, Canik Sancağı sınırları içerisinde göstermekte, ancak Ünye sınırları dâhilinde olan ve merkez şehre 5 km uzaklıkta bulunan Cevizderesi ve Çöreği’yi ayrı kazâ... Devamını Oku

Sarı Yazma’da Terme Ve Ünye – II

9 Şubat 2018 okunma
Şâir ve romancımız Mehmet Rıfat ILGAZ’ın babası Hüseyin Vehbi Bey medrese eğitimi görmüştür. 35 yıl Düyûn-ı UmûmiyeMemuru olarak çalışmıştır (1865 Bartın-1928 Terme); anası Fatma Hanım (1870 Bartın-1952 Tosya)’dır.ILGAZ, babasının nüfuzunu... Devamını Oku