son haberler

Osmanlı Ağacı Gövdesindeki Kurt – II

Yayınlanma Tarihi: 6 Nisan 2018 okunma

M. Ufuk MİSTEPE mistepe@gmail.com

1870’te Selanik’in nüfusu 90 000 idi. Bunların 50 000’i Yahudi, 22 000’i Müslüman ve Sabetayist, 18 000’i Rum’du. Selanik aynı zamanda Sabetayistlerin(Yahudi dönmelerin) en kalabalık olduğu şehir idi. Sayıları hiç de küçümsenecek bir nüfus değildi.9Sabetayistler“görünürde” Müslüman, ancak “aslında” Yahudi oldukları için sağlıklı bir ayrım yapılamıyor.10

1970’li senelerde hayatta olan eski devrin entellektüel kesimi, bir toplumu üç kesimin teşkil ettiğini söylerlerdi: “Avam“, “havas” ve “havâsü’l-havas“… Avam, pek öyle tahsili olmayan, günlük hayatını idameye çabalayan sıradan vatandaş demekti. Okuyup kendini yetiştirmiş olanlara, yani entellektüellere “havas” denirdi; toplumun üst sınıfını ise “havâsü’l-havas”, yani batıdaki karşılığı ile ‘crème de la crème’ teşkil ederdi.Bugün okumuş, batının hayat tarzını benimsemiş ve hayat tarzlarını o şekilde devam ettirmeye çalışan çevreler için kullanılan “Beyaz Türkler“tâbiri, aslında eskilerin “havâsü’l-havas” sınıfında mütalâa ettikleri kişiler ile ailelerdir.12

Ülkelerin gerçek ve gizli yöneticileri olan güçlü ve zengin ailelerden söz edildiğini duymuşsunuzdur. Fransa’nın 250, İngiltere’nin 350, ABD’nin 1.000 ‘AİLE’si vardır. ‘Krem krema tabakası’, ‘VİP’, ‘Elit’, ‘jet sosyete’ gibi isimlerle anılan bu etkili aileler birbirleriyle de yakın ilişki içindedirler. Bizde de işte bu VİP’in ‘3.000 AİLE’ olduğu tahmin edilmektedir. Dünya politikasında söz sahibi olan bu ailelerin çoğunluğu ya YAHUDİ veya DÖNME’dir. Bu nedenle olsa gerek, Yahudi tarihçilere göre Yahudiliğin olmadığı bir dünya tarihi yazmanın mümkünü yoktur. Ama bizde vardır. Ancak bugünlerde sosyalist kökenli iki yazar; Soner YALÇIN ve Yalçın KÜÇÜK derin analizlerle konuyu ele alınca işin rengi ve boyutu ortaya çıkar, görünür hale gelir.11

Makalemizin çerçevesi Osmanlı Dönemi ile sınırlı kaldığından yazı dizimizde Cumhuriyet Dönemi’ne uzanan konu detaylarına girilmemiştir.

Zamanla belki kullanım kolaylığından belki de dışlama kültürünün şehvetinden kendilerini farklılaştırmak isteyen herkes ‘Beyaz Türk’ kavramının gölgesine sığınmaya başladı. Söz gelişi Ertuğrul ÖZKÖK‘Beyaz Türk’ü övünmek için kullanıyordu. Fehmi KORU küçümsemek için. Soner YALÇIN’a göre asıl ‘Beyaz Türkler,’ kendini gizleyen Sabetayistlerdi. Prof. İlber ORTAYLI, “Bu bir elit meselesidir ama biz Avrupa’daki gibi bir elit zümresine sahip değiliz.” diyerek bambaşka bir pencere açıyordu önümüze. Soner YALÇIN’a göre, Türkiye’nin önde gelen aileleri Sabetaycı idi. Batılı eğitim almış, kolejlerde okumuş, yönetim kademelerinde her zaman etkili olmuş bu isimler, gerçek kimliklerini yani Sabetaycı olduklarını gizleyen ‘Beyaz Türkler’di ve onların ‘büyük sırrı’ da gizledikleri Sabetaycı kimlikleriydi. Yalçın’ın ‘Sabetaycı’ olarak niteledikleri arasında kamuoyuna mal olmuş hemen bütün isimler yer alıyordu. Yer almayanları da Prof. Dr. Yalçın KÜÇÜK, isimlerinin veya soyadlarının kimi harflerine bakarak Sabetaycı sınıfına sokuyordu.13

İspanya Kraliyet Arşivlerindeki belgelerde (Real Academia de la HistoriaBoletin II) Endülüs’de 1492 ile 1609 yılları arasında3 milyona yakın Müslüman’ın engizisyon mahkemelerinde yakılarak öldürüldüğübilgisi yer almaktadır.7Peki ya Yahudiler?

Osmanlı’nın Avrupa karşısındaki yenilgisinin alt yapısının oluşturulması işleminin 1492 Yahudi göçüyle başladığını söylemenin yanlış olmayacağını sanıyoruz. Kuvvetli bir ihtimalle Avrupa 1492 sürgününde, Yahudileri özellikle Osmanlı ağacının gövdesine bir ağaç kurdu gibi sokmayı hedeflemişti. Bilindiği üzere Müslümanların büyük bir medeniyet merkezi haline getirdikleri Endülüs’ü İspanyollar işgal edince Müslümanları toplu katliama tâbi tutmuşlardı. Ama Yahudileri katliama ve soykırıma tâbi tutmadan sürgün etmeyi tercih ettiler. Zira Yahudilerin fitne çıkarma, devletleri içinden yıkma konusundaki maharetleri onların tarihlerinden biliniyordu.14

O zaman Osmanlı’nın sürekli genişlemesinden ve güçlü bir dünya devleti haline gelmesinden rahatsız olan Avrupa, hiçbir savaşta bu devletin karşısında tutunamamıştı. Osmanlı, 1453’te İstanbul’u fethederek Hıristiyanlığın köklü bir devleti olarak görülen Bizans İmparatorluğu’nu ortadan kaldırmış, Avrupa’nın ortalarına kadar uzanmıştı. Dıştan savaşlarla yıkılması ve yıpratılması mümkün olmayan çınar mesabesindeki bu devâsa devletin yıpratılabilmesi için onu içten içe kemirecek birağaç kurdunun sokulmasına ihtiyaç vardı.Bu işi en iyi yapabilecek güruhun ise bu konuda binlerce yıllık tecrübeye sahip oldukları bilinen Yahudiler olduğu düşünülmüş olmalı. Bu yüzden İspanya krallığı Endülüs’ü ele geçirdikten sonra Müslümanları topluca katletmesine rağmen Yahudileri katletmeyerek Osmanlı topraklarına sürgün etmeyi tercih etti.14Yahudi sürgünü, konverso Yahudiler tarafından plânlı bir şekilde organize edilmişti.7

Yahudiler, 1492’de İspanya’dan çıkarılınca Avrupa ülkelerinin hiçbiri onları kabul etmedi. Olayı inceleyenler bunu genellikle Avrupa ülkelerinin onları istememesine veya bu ülkelerin yönetimlerinin insafsızlığına bağlamaktadırlar. Oysa bunun bu ülkeler arasındaki gizli bir ittifak sebebiyle yapılmış olması da kuvvetle muhtemeldir. Kudüs’ü ve Filistin topraklarını işgal için aralarında haçlı ittifakı oluşturan Avrupa ülkelerinin göçe zorlanan Yahudileri kabul etmeme konusunda aralarında ittifak sağlamaları zor değildi. Yahudilerin canlarına dokunulmamış, bunun yanı sıra Yahudilerin, uğradığı Avrupa ülkelerinden birine yerleşmesine de fırsat verilmemişti. Çünkü Osmanlı ağacının gövdesine ne kadar çok ağaç kurdu sokulursa o kadar iyi sonuç elde edileceği umuluyordu.Bu göçte dikkatimizi çeken bir husus da Yahudilerin göçte iki farklı yolu kullanmalarına rağmen sonuçta hepsinin Osmanlı topraklarında toplanmasıdır. Yukarıda da belirtildiği üzere bunlardan bazıları deniz yoluyla İtalya üzerinden direk gelirken, diğerleri Rusya üzerinden geldiler. Ama hepsi uğradıkları ülkelerden kovularak Osmanlı topraklarında toplanmaya zorlandılar.Osmanlı Devleti’nin çöküş ve yıkılma süreci incelendiği zaman bu tespitlerimizin realiteden hiç de uzak olmadığı görülecektir. Çünkü Osmanlı Devleti, dış güçlerle yaptığı savaşlar yüzünden değilgövdesi kurt gibi kemirilipiçerden yıpratılarak yıkılmıştır.14

Konverso (Dönme) Yahudiler, Katolizmin amansız savunucusu olan İspanya krallığının dinî kurumlarını ele geçirmişlerdi. Konversoların dinî kurumları ele geçirmesine benzer bir durum bizde neden olmasın? Sabetayist şeyhülislâmlar, din adamları, tarikat liderleri… İspanya’daki konversolar kimliklerini gizleyerek dinî ve siyasî kurumları ele geçirmişlerse, Sabetayistler de aynı düzende Osmanlı’da ele geçirmişlerdir. İki hâdisenin de ortak noktası (dönmelik) çift kimlikliliktir. Judaizmin bir yolu da budur.7

1887’deÜnye’de kaymakamlık da yapan Şâir Eşref gerek Jöntürklere gerekse İttihat ve Terakki Cemiyeti‘ne Yahudi kökenlilerin hâkimiyetini dile getirmek için çok anlamlı bir dörtlük söylemiştir.Bu dörtlüğünde şöyle diyorEşref:“Avdetiler ile hükûmetimiz, / Benzedi devlet-i Yehuda’ya, / Bâb-ı fetvayı da çıfıtlık edip / Verdiler en-nihaye Musa’ya”. Açıklaması:“Hükûmetimiz Dönmeler yüzünden, âdeta Yehuda devletine dönüştü. / Fetva makamını da Yahudilerin kontrolüne sokup, sonunda Musa’ya verdiler.”14

Fransız Devrimi üzerinde bile etkileri olan Yahudi ve Mason localarının Osmanlı ve Türkiye üzerinde hiçbir faaliyetlerinin olmaması mümkün olabilir mi? Ama bizde başta üniversiteler olmak üzere kamuoyunda bununla ilgili ciddî araştırmalara pek rastlanmıyor!

Hatırlayacaksınız; Portekiz ve İspanya yeni bir yasa çıkararak(27.02.2015), Engizisyon döneminde BEŞ PARASIZ sınırdışı edilen Yahudilerin şimdiki MÜLTİMİLYARDER torunlarına vatandaşlık ve pasaport hakkı vererek ülkemiz hazinesinin içini boşaltmaya müteallik Çifte Kavrulmuş Bir Proje’yi hayata geçirmişti.

Türkiye’de de birçok vatandaşın bu haktan yararlandığı biliniyor. Ancak habere göre sayı son aylarda ciddî bir biçimde arttı (!)“Söz konusu yasanın tam da Türkiyeli Yahudilerin ülkede meydana gelen siyasî değişimler nedeniyle kendilerini baskı altında hissettikleri bir dönemde çıkarılması”15 anlamlıdır.

HaberTürk’ün “Portekiz’e gayrimenkul yatırımında Türkiye üçüncü” konu başlıklı 24.05.2017 tarihli haberinde “Türk yatırımcıların Portekiz’e 2013’ten bu yana yaptığı toplam yatırım 300 milyon Euro’yu geçerken, son dönemde konut alımları da artmaya başladı. Son iki yılda 200’ün üzerinde Türk aile Portekiz’de ev sahibi oldu.” bilgisi hayli dikkat çekici!

Ünye Anafarta Okulu bahsimizinFeyziye Mektebi dönemi tarihçesinden tevafukenesinlenilen bu derleme çalışmasını, Karakaşlar cemaatininBülbülderesi Mezarlığı’ndaki bir mezar taşında yazılı ‘Sakladım söylemedim derdimi, gizli tuttum, uyuttum…‘ sözleriyle ve bir âyetlenoktalayalım diye düşünüyorum!1

Kendilerine: “Yeryüzünde fesat çıkarmayın! denildiği zaman, Biz ancak ıslah edicileriz. derler. Şunu bilin ki onlar bozguncuların ta kendileridir, lâkin anlamazlar.(BAKARA Sûresi, Âyet 11/12)

KAYNAKÇA :

..1MİSTEPE, M. Ufuk – Feyziye Mektebi’nden Ünye Anafarta Okulu’na – III, Ünye Haber Gaz., 23.9.2016,Sy: 2333, Y: 13.

  7MERİÇ, Salim – Büyük Yahudi Göçünün Gerçek Hikâyesi, 02 Mayıs 2010, Odatv.com.

..9YALÇIN, Soner – Efendi: Beyaz Türklerin Büyük Sırrı, Doğan Kitap, 31. Baskı, 2004, sayfa 57.

10ÇANDARLIOĞLU, Kadir – Selanik: Bir Yahudi Kenti http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

11SEYDİ – Sabetayizm Tartışması ve “Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı”, Milliyet Blog No. 5281, 28 Ağustos 2006.http://blog.milliyet.com.tr/sabetayizm-tartismasi-ve–beyaz-muslumanlarin-buyuk-sirri-/Blog/?BlogNo=5281

12BARDAKÇI, Murat – Beyaz Türkler, 31 Mart 2014 http://www.haberturk.com/yazarlar/murat-bardakci/934513-beyaz-turkler

13KAPLAN, Sefa – Aradığınız Beyaz Türk’e Bir Türlü Ulaşılamıyor, 27.10.2010, Hürriyet – Gündem.

14YILMAZ, Bülent – Yahudilerin İspanya’dan Kovuluşu: Osmanlı Ağacının Gövdesine Kurt Sokulması, Editör: Cüneyt BARIŞOĞLU, 17 Haziran 2006 https://forum.memurlar.net/konu/105972/

15GAZETE Duvar – Türkiye’deki Yahudiler Portekiz’e Kaçıyor, 31.12.2016, Dış Haberler.

Siz de yorum yapın, görüşlerinizi belirtin.

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarın tüm yazıları.

Ordu Kaymakamı Mehmed Ali Efendi – I

22 Haziran 2018 okunma
“Ünye’de Karantina ve Tahaffuzhane” konu başlıklı makale dizimizi hazırlarken Çambaşı’nda da iki tahaffuzhane olması bizi Osmanlı Arşivi Uzmanı Adnan YILDIZ Bey’in “Çambaşı Rüştiyesi ve Tahaffuzhanesi”1 adlı makalesine; makalede söz konusu edilen... Devamını Oku

Canik Sancağı ve İdarecileri – V

14 Haziran 2018 okunma
Giresun Kaymakamı Mehmed Ziya Bey 1903 yılında görevinden alınarak yerine Ünye’den Kaymakam İbrahim Halil Paşa atanmıştır. İbrahim Halil Paşa (1902), İbrahim Halil Tarhan (1903), Arif Bey (1904) ve Fahreddin Kiper 1909 yıllarında Ünye’de kaymakamlık... Devamını Oku

Ünye’de Karantina Ve Tahaffuzhâne – I

8 Haziran 2018 okunma
Karantina, bulaşıcı ve salgın hastalıklardan korunmak için insan veya hayvanların belli bir yerde gözetim altında tutulmasıdır. Etimolojik olarak; “yolcuların gözetim altında tutulma süresi” demek olan ve İtalyanca ‘kırk’ anlamına gelen quarantena’dan... Devamını Oku

Tarihî Değerlerimiz – V

1 Haziran 2018 okunma
Köprübaşı’nda Lâhna Deresi’ni takiben 150 m içeriden sol istikamete doğru bir 100 m daha ilerlediğinizde Balık Değirmeni mevkiine varırsınız. Burada değirmen yoktur.. ama belirli bir mesafe önünde ve arkasında vaktiyle değirmen varmış. U şeklinde taş... Devamını Oku

Ünye’ye Dair Dört Osmanlıca Belge

25 Mayıs 2018 okunma
Sayın Murat Dursun TOSUN, Ünye ile ilgili olarak Osmanlıca yazılı 4 dosyada bulunan belgeleri inceleyip bizlere de istifade imkânı sağlamıştır. Ünye Makaleleri içerisinde yer almasında fayda mülâhaza ettiğim bu transkripsiyon çalışmasını sizlerle... Devamını Oku

Ünye’de İz Bırakan Eşkıya ve Çete Reisleri – II

18 Mayıs 2018 okunma
Bu uzun makale dizisinde, birlik ve beraberliğe daha çok ihtiyaç duyduğumuz bugünlerde özellikle tarihin tekerrür etmemesine odaklı ders alınması gereken acı ve tatsız yaşanmışlıklar ele alınmıştır(konuyu istismar etmeye eğilimli, okuma kültüründen... Devamını Oku

Ünye’nin Demografik Yapısı – V

11 Mayıs 2018 okunma
Lozan Barış Konferansı’nda 30 Ocak 1923’te Yunanistan’da yerleşik Müslümanlarla Türkiye’de yerleşik Ortodoks Rumların zorunlu göçünü öngören Mübadele Sözleşmesi imzalanmış ve 24 Temmuz 1923’te Lozan Anlaşması ile onaylanmıştı. Türkler için... Devamını Oku

Canik Sancağı ve İdarecileri – IV

4 Mayıs 2018 okunma
1805 tarihinde Erzurum’dan idarî olarak ayrılan Şarkî Karahisar tekrar Trabzon Livasına bağlanmıştır. Bu tarihlerde Ordu (Bayramlı ve Bucak) ve yine Ordu’ya bağlı Hapsamana (Gölköy) nahiyeleri de Şarkî Karahisar’a bağlıydı. Bayramlı, Ordu şehrinin 4 km... Devamını Oku

Tarihî Değerlerimiz – IV

27 Nisan 2018 okunma
Karadeniz sahilinde 16. ve 17. yüzyıllarda en mühim ticaret iskelesi Ünye’de mühim bir tersane mevcuttu ve devletin ihtiyaç duyması halinde savaş gemileri de inşâ edilirdi. Özellikle Osmanlı Devleti’nin savaşa girdiği yahut donanmanın güçlendirilmesine... Devamını Oku

Muhaceret Anlatımlarında Ünye Kazası

20 Nisan 2018 okunma
Şubat 1916 ve sonrasında, önce Erzurum’un düşüşü ve sonra Karadeniz sahili boyunca Fındıklı’dan itibaren Rize’ye doğru Rus kuvvetlerinin ilerlemeye başlaması1 bölge insanını göçe zorlamıştır. Trabzon vilâyet merkezinde ve çevresinde Şubat 1916 ve... Devamını Oku