son haberler

Ünye Yerel Tarih Grubu ve Çınarın Gölgesi Sergisi

Yayınlanma Tarihi: 14 Aralık 2010 okunma

Misafir Kalem unyetv@unyetv.net

1998 Yılında, Turizm Haftası etkinlikleri için başladığımız çalışma bizi “Çınarın Gölgesinde” sergisine ve Ünye Yerel Tarih Grubunu kurmaya kadar götürdü.

Turizm Haftası etkinliklerin de, Ticaret Lisesi Müd.Sn.Enver Günçavdı’ nın bana verdiği görev üzerine,”Ünye’nin Dünü ve Bugünü” sergisini hazırladım.Kendi çektiğim amatör “Ünye Fotoğrafları” (masrafı kendime ait) ile eş dost tan topladığım “Eski Ünye ve Ünyeliler Fotoğrafları”ndan oluşan bir sergi.Öğrencilerimle güle oynaya hazırladığımız sergi o kadar ilgi gördü ki, biz de çok şaşırdık.

Ama çok uğraşmıştık. Görev kaymakamlıktan geldiği için, programı okul dışında hazırlamak yönünde müdür beye çok ısrar ettim. Müdür başyardımcımız Sn. İsmail Sarı’ da bize tam destek verdi. Müdür Yard. Sn. İsa Ürer, Gülhanım Külünk, Sultan Tatar, Emine Korkmaz ve (isimlerini unutursam çok üzüleceğim)o sene okulda görevli çalışma arkadaşlarımızla çok özenerek, köyleri dahi dolaşarak “otantik doku” oluşturacak malzemeler topladık.

Öğrenciler, aileleri ve o dönem belediye sarayı çalışanları(mesela Settar Yıldız, İbrahim Ocak, adını yazmam gereken birçok arkadaş daha) ile kendimizce iyi bir hazırlık yaptık.

Kaymakam Sn. Ümmet Kandoğan, Belediye Başk. Sn. Mehmet Türk, Turizm Müd. Sedat Türk, Milli Eğt .Müd.Sn.Mehmet Gür, Şüb.Müd.Sn.Vahit Duran ve daha bir çok tanıdık isimden oluşan protokol eşliğinde “Turizm Haftası” programımızı kutladık.

Emine Korkmaz’ın halk müziği korosu şahane idi, Ticaret Lisesi’nin en değerli ve emektar öğretmenlerinden Sn. Belma Terzioğlu ve Sn. Sinan Korkmaz’ın yıllar önce hazırladıkları, okul bünyesinde çoğaltılmış olan,”Ünye’de Kültür” den söz eden kitapçığı da rehber alarak sunduğumuz program ve sergimiz çok beğenildi.

Hatta Sn. Kandoğan, “bu kadar emek bir gün için yazık, bu sergi iki gün kalsın” diyerek bizi daha da sevindirdi. Sergiyi izleyen Ünyelilerin heyecanı bu satırlarda anlatılacak gibi değildi. Sergi salonu doldu doldu boşaldı. Ziyaretçiler içinde, Sn. Ayfer (Yılmaz)Güven’in heyecanını sevincini hiç unutamam. Durup durup “ay beni yıllar öncesine götürdünüz” diyordu. Aslında bütün ziyaretçiler yıllar öncesine gitmişti. Ünye’de ilk kez böyle bir sergi oluyordu. İnanır mısınız millet birbirine haber vermiş komşu ilçelerden bile gelmişlerdi.

Sergi iki gün kaldı ama yankıları sürdü . Programı ve sergiyi kaçıranlar ısrarla yenisini talep ettiler. Ben de “Ünye Festivali” için hazırlık yapmaya başladım. Bu birinci aşama.

Bu arada Turizm Haftası’nın ardından, Tarih Vakfı’nın “Liseler Arası Yerel Tarih Yarışması” sonuçlandı. Beş bin küsür lise arasından, Ünye adına yarışan kızım, Damlanur Tan’da derece almıştı. Çook sevindik.

Yarışmaya katılmamız da tamamen tesadüf olmuştu. Yarışma afişleri tüm okullara asılmıştı. Rahmetli çok değerli meslektaşımız, Murat Yılmaz,”Aynur hanım bu yarışmayla ilgilenin, çok önemli bir yarışma “diyerek afişi işaret etmişti.

O zamanlar, Cumhurbaşkanı Sn. Süleyman Demirel. Çankaya Köşkü’nde ödüller dağıtılırken, Ünye Anadolu Lisesi Müd. Sn. Mustafa Kandaz da öğrencisini yalnız bırakmadı. Daha sonra 19 Mayıs şenliklerinde, Milli Eğt. Müd. de bir ödül ile bu başarıyı perçinledi.

Damlanur yarışmaya “Haznedar Ailesi ve Süleyman Paşa Sarayı” konusu ile katılmıştı. Ödül töreninde gazeteci Sn. Can Dündar’a sarayın çizimlerini uzattığımızda (ki törene 250 adet Ünye Belediyesi’nin memnuniyetle hazırladığı lüks baskı saray çizimleri götürmüştük) hayranlıkla ”böyle bir sarayın varlığından ilk kez haberdar oluyorum demişti” tüm salon “Ünye Sarayını “konuşmuştu.

O zamanlar, şimdiki gibi internet yok ki bir anda tüm Ünyelilerle paylaşalım sevincimizi, orada kaldı her şey. Bu da ikinci ayak.

Tarih Vakfı’na da gördüğümüz ilgiyi anlatsak şımardığımızı düşünürsünüz. Bir anda Ünye, vakfın nazar boncuğu ve göz bebeği oldu. Hatta yarışmanın koordinatörü, Sn. Prof. Seçil Akgün, o zaman oluşturacağı ekip de çalışmamı teklif etti.(bakın 2000 yılından beri bu köşeden yazıyorum, hatıralarımı anlatmaktan daima kaçındım ama beni çok mutlu eden “o” anı sizlerle paylaşmak isterim. Düzenimi bozmayı göze alamadım. Seçil hanım ODTÜ Tarih Bölümü Başkanı.”Yabancı dilim çok iyi değil” demiştim.”önemli değil bir yılda çözeriz “demişti.

Biz de, festivale ve yapacağımız sergiye törende ki herkesi davet ettik. Tarih Vakfı Başkanı’nı ısrarla ben davet ettim.(Prof eşi ile gelmişti)

İlk sergim de benim çektiğim fotoğraflar “Ünye Evleri” konulu idi. Bu güzel evlerin her gün hızla kaybolmasına, kendi kendime üzülüyordum.”Gelin de bu evlerin çok kıymetli olduğunu siz anlatın ve korunması gerektiğini vurgulayın” dedim. Değerli arkadaşım Belma Terzioğlu’nun çok güldüğüm ve çok doğru bulduğum bir sözü vardır,”kapıda ki düveden inek olmaz” diye. Tarih Vakfı Başk.’nın sözleri daha çok dikkate alınır diye düşündüm. Çünkü genelde bu evlere mezbele gözü ile bakıyordu ve ben bu durumu anlayamıyordum. O zamanlar çoğunluk öyle düşünüyor idi.

Benim diyen ve eski evlerini tarihi eser kapsamından çıkartmak için gizli gizli uğraşan öz be öz Ünyeliler biraz utansınlar diye. Olay ciddiye alınsın diye. Yani bir an önce, hepsi yok olmadan, bir şeyler yapılsın diye.

2000 Yılı Festivalinde sergimi yeniden hazırlayıp açmak niyeti ile kolları sıvadım. Festival Komitesindeyim ama bir türlü kendime sergi salonu ve bulamıyorum. Anlatmak istemediğim bir sürü aksilikten sonra sergimi sokakta açmaya karar veriyorum. Ama neden? Sorun “neden?”diye. Tamam söyleyeyim.

Bir sürü aksilik dedim ya, bende komitedeyim ya, derdime çare arıyorum belediyede. Herkes kendi başının derdinde. Ben tıpkı düğün telaşında ki büyüklerin ayağına dolaşan “gereksiz küçük bir telaş “gibiyim. Sevdiğim, saydığım bir belediye yetkilisi kibarca “Aynur Hanım siz sergi açmasanız “diyor? Derdime çare bulacağına. Tamam ben sergi açmayayım ama bir sürü misafir davet etmişim sergime ve “Ünye’ye geliyoruz” demişler.

Belediye ile hatları kopartıyorum o anda ve karar veriyorum kendi göbeğimi kendim keseceğim. Pano yok, salon yok, belediyeden umudum da kalmadı ama ben sergi açacağım. Zabıta arkadaşlardan birisi eşimin arkadaşı. Halime acıyor ve yardımcı oluyor. Okulun birisinden pano istiyoruz ama müdürün saymadığı laf kalmıyor. Yok efendim” herkes işi düşünce pano alırmış, kimse bu fakir okula yardım etmezmiş, kaymakamda, reis de oturdukları yerden “pano verin” emri” verirmiş. Tozun toprağın içinden iki pano buluyoruz.

Karar verdim sergiyi sokakta açacağım. Şimdiye kadar Ünye’de sokakta bir bayan tarafından sergi açılmadı. Olsun ne yapalım. Tek başıma fotokopi fotoğraflarından sergimi hazırlıyorum. Benim uğraşım kimselerin umurunda değil. Daha önemli sergiler var. Yerimi de belirledim. “Haznedar İş Hanı” kapısı önünde açacağım sergimi.

Sergi açılışına Tarih Vakfı Başk.da davet etmişim, gelecek. Eşi ile. Hazırlıklarım tamam. Festivalden bir gün önce öğlen. Hava iyice kararıyor. Koşarak haberleri dinliyorum “üç gün yağmurlu “diyor. Sergi yerime geliyorum yağmur başlıyor. Yağmurla birlikte bende kendimi tutamıyorum ağlıyorum. “Allah’ım kimse sergimi önemsemiyor, sende bana yardımcı olmuyorsun” diye ağladıkça ağlayasım geliyor. Yağmur coştukça ben coşuyorum. Pasajın kapısındayım. Günlerden Perşembe. Festival yarın başlayacak. Ama herkesin sergisi kapalı yerde. Ortalıkta kaldığımı düşünüyorum.Ben aylar öncesinden yerimi ayarlamışım ama ilgili kurumun yeni başkanı aynı yer için başkasına söz vermiş.

Sergi yapacağımı bilenler ”ne yapacaksın?” diye soruyorlar acıyarak. “açacağım sergimi” diyorum. Gözümü dikmişim tam karşımdaki Emlak Kredi Bankası’nın iri ve demirli pencerelerine. Demirler içeriden. Pekala, onlara asabilirim fotoğrafların bir kısmını, hem banka Cumartesi Pazar tatil. Sadece Cuma kalıyor. Cuma günü için ben söylesem itiraz ederler, en iyisi kaymakam beye söyletmek. Sn. Ümmet Kandoğan hemen arıyor banka müdürünü, “tamam” diyor “bankanın pencereleri üç gün size ait hocanım” Bankanın üç tarafı demirli kocaman pencereli. Allah’ım sen çok büyüksün. Yanımdasın. Çok şükür çook. Öyle sevinçliyim ki.

Kaymakamlıktan bankaya uçuyor muyum, yürüyor muyum belli değil. Aslında sevinçten parende atasım var. Bankadakiler benim kadar sevinçli değiller.Tepeden gelen bu (rica!!!), müdürün değil ama müstahdemine varana kadar herkesin canını sıkmış, söylenip duruyorlar, hele bir tanesi memleket meselesi yapmış.

Aldırmıyorum. Bir yandan şakır şakır yağmur yağıyor, bir yandan banka tıklım tıklım müşterilerle dolu. “Yaşasın” diyorum içimden. “yaşasın üç gün sel bile olsa benim fotoğraflarım hiç değilse bir kısmı kale gibi yerde” hem de panoya gerek yok, hem toplamak, kollamak derdi yok. İnanamıyorum, tanrıya şükredip duruyorum ve “sözümü geri alıyorum allahım, benim yanımdasın” diyorum. Yağmur yağmaya devam ediyor. Aslında yaz yağmurunu ne kadar sevdiğimi hatırlıyorum. Yağmur istediği kadar yağabilir.

Festival sabahı erkenden sergi yerindeyim. Hava kapalı. O iki tozlu panoya fotoğraflar asıyorum. Yanıma yaklaşan küçük bir çocuk “teyze size yardım edeyim” diyor. Fotoğrafları birlikte asıyoruz. Ünyelilerin fotoğraflarını.

Festival başladı ben kalan fotoğrafları dışarıda hazırladım, sokak da ki sergi o kadar ilgi görmeye başladı ki, yağmur başlayınca panoları taşımak yerine üzerlerine yorgan muşambalarını kesip asıyoruz. Bir sürü yardım edenim var şimdi. O ufaklık da yanımda.

İnanılır gibi değildi, benim sergi alanım arı kovanı gibi kaynıyordu. Açılışlardan yorgun düşmüş olan protokol sergi alanıma geldiğinde kalabalık baş edilir gibi değildi.

Orhan Bey sergiden ziyade “Ünye’deki tarihi zenginliğe” dikkat çeken bir konuşma yaptı. Ünyelilerin ilgisine şahit ve hayran oldu. “Ben çok sergi gördüm ama bu kadar kalabalığı bir arada görmedim, lütfen bu sahneleri kaydedin” dedi.

İnanmayacaksınız ama ben gri eşofmanlarla duruyordum hala, saçım arkadan bağlı. Açılışa gelen eşim ve çocuklarım bu halime şaşırdılar. Ama o kadar yorgundum ki süs püs derdinde değildim. O yıl festivali izleyenler, benim sergi alanımda yaşananları biliyorlar. ANLATILACAK GİBİ DEĞİLDİ. O KADAR KALABALIKDI Kİ SERGİ ARTIK BENİM DEĞİLDİ. ÜNYELİLERİNDİ. Festival bitti, benim sergim bir hafta kaldı. Gerçekten üç gün sağanak yağmur yağdı.

Ertesi yıl sergimi yine sokakta yapacaktım. Bu ilgiye, bu kalabalığa daha düzgün bir sergi açmalıydım ama profesyonel yardım almam gerekiyordu. Tarih Vakfı’na yine kendim teklif götürdüm. “Bana yardımcı olur musunuz?” diye. Kimse bana sergi teklif etmedi.(Tam bu kısımda şu durumu açıklamak isterim.Yerel Tarih Gruplarına şüphe ile bakanlar oldu.Hani organize bir projeye Ünyeyide dahil etmişler, çağırmışlar aramışlar gibi senaryo yazıldı.Kendimizi övmek için söylemiyoruz ama hep biz ısrarcı olduk.sergi fikride bizden çıktı.)

Sergimizi,Tarih Vakfı’nın “Yerel Tarih Grupları” Projesi kapsamında hazırlamayı teklif ettiler. Bizden de oldukça yüklü bir para istediler. Sokak sergime olan ilgi üzerine proje festival kapsamına alındı. Ama 2001 krizine rastladı ve “Çınarın Gölgesi Sergisi” için vakfa ödenecek profesyonel destek parası yüzünden annemden emdiğim süt de burnumdan geldi.(Yani herhangi bir yerden tek kuruş alınmadığı gibi yüklüce bir para ödendi)

2000 yılı Festivali için hazırladığım sergi tüm Ünyelileri ve biraz daha tarih-nostalji ile ilgili olanları bir araya toplamıştı zaten.

Bir sonraki yılın hazırlığı ve daha birçok veriyi toparlamak üzere isteyen herkesin bizimle birlikte çalışabileceğini defalarca söylemiştik.

Hatice Ayfer Güven, Ünye konusunda gerçek bir militan. Birlikte çalışmayı ilk kabul eden kişi. Her zaman minnettarım.Ve Fatma Kıroğlu, Allah herkese böyle çalışma arkadaşları nasip etsin. Rahmetli Murat Yılmaz, Müzeyyen(Otuzbiroğlu) Kandaz, Ahmet Kabayel, Ahmet Varilci ve eşleri, Belma Terzioğlu, Hülya Özpınar, Gülhanım Külünk, Seyhan İhtıyaroğlu, Sinan Korkmaz, Nadi Çolakoğlu, Hasan Öztürk, Mustafa Kalafat ve daha yüzlerce isim ile çalışmalarımızı yürüttük.Hepsi de bu grubun fedakar kahramanlarıdır.Onların destekleri olmadan hiç bir şey bukadar kısa sürede ortaya çıkamazdı.daha ne diyeyim nasıl teşekkür edeyim emeği geçen herkesin adını tek tek saymak isterim fakat okadar çokki.hiç bir şeyi kendime maletmiyorum.Böyle bir şey söyleyen günahkardır.

Sergi ön sözünü Fatma Kıroğlu yazdı. Metinler için hepimiz bilgi topladık. Tarih Vakfı “biz” olmayı vurguluyordu hep. Bizde “biz” olduk. Kime selam yolladıysak herkes destek verdi.

Sn. Sait Kapıcıoğlu yolladığımız mektuplara ilk cevap ve destek veren ilk duyarlı kişi idi.”Ünye için benden beklediğiniz nedir?” Diyordu kendisine o kadar saygı duyuyorduk ki adı bile yeterliydi. Kimseden maddi yardım beklemiyorduk. Sergimiz için belediyemiz söz vermişti.

İsmail Hakkı Kara, Eren Tokgöz, Ersoy Sağlam, Osman Yurt, Enver Lüleci gibi herkes Ünye için memleket sevgisi ile heyecanla destek veriyordu.

Vakıf sadece eleman ve rehberlik katkısında bulunmayı taahhüt etmişti, her şeyi hazırlayıp yolladık. Plastik panolar ve kitapçıklar İstanbul’da basıldı. Anlaştığımız parayı denkleştiremedik (belediye taahhüt ettiği paranın tamamını ödeyemeyeceğini belirtti) 2001 krizi patlak vermişti ve herkes sıkıntıda idi. “Sergi açılınca yardım toplayalım” dedik vakıf karşı çıktı. Ama İstanbul’daki Ünyeliler ile yapmak istediğimiz toplantıda yardım edenler olabileceğini belirttiler. Gerçektende toplantıya katılan Ünyeliler noksan olan ödemenin önemli bölümünü karşıladılar. Ancak yine açık vardı ve sergide bir kutu hazırladık çıkan parayı bankaya yatırdık, yine açık vardı ve onu da ezile büzüle bir hemşerimizden tedarik ettik, Fatma Kıroğlu arkadaşımla.(Önemli not:yine burada özellikle belirtmek isterim ki ilk sokak sergimize sponsor olan hemşerilerimizin adını şimdilik yazmıyorum.İnsanlar onlara gidip “filancaya yardımcı olmuşunuz, bizede yardımcı olun diye baskı yapıyorlar, biz ricada bulunduk allah razı olsun kırmadılar, onları ve daha birçok şeyi daha da sonra yazacağım kısmet olursa) Yani yıllar sonra çok değerli çalışma arkadaşımız Ahmet Kabayel’in(Sn. Kabayel’e hiç sitemim yok, başkaları da ona sorduğu için bana böyle bir soru yöneltmek zorunda kalıyor du, iyi de etti kendimizi savunmak fırsatı doğdu) sorduğu sorunun cevabı burada. Vakıftan tek kuruş almadık. Aksini iddia eden varsa ispatlayacak, yok öyle işkembeden atmak, bu kadar iyi niyeti töhmet altında bırakmak. Vakıf ,projeleri için destek almış olabilir ama bu para kesinlikle yerel tarih gruplarına dağıtılmadı. Alnımız ak, başımız dik. Vicdanımız rahat. Serginin kalan parasını belediyeden bir alışım vardı ki öyküsü evlere şenlik.”Göbeğim çatladı” deyimi vardır ya işte öyle zamanlar için söylenmiştir eminim. O ayrı hikâye, şahitlerim sağ, Sn. Ümmet Kandoğan ve Mehmet Türk biliyorlardı arkadaşlarla derdimizi.

Hani şu festivaller yapılıyor ya, perde arkasını bir bilseniz vallahi komedi. Çok gülüyorum(kendime de gülüyorum), aklınızın alamayacağı bir telaş. Ortalık toz duman, herkesin kafası karışık, daha çok anlatacaklarım var ama yazım çok uzun oluyor okumazsınız sonra.

Kısacası, Belediye taahhüt ettiği parayı ödeyemediği için işler aksadı. Onların da sponsorları desteklerini geri çekmişti. Alacaklar alınamamış. Eee Ortalıkta kriz var. Kimse destek olamıyor, vakıf sergiyi hazırlamış parasını ısrarla istiyor.sergi destekçilerimiz sağolsunlar, taahhütlerini yerine getirdiler ama onlara bir daha geri dönemiyoruz yüzümüz yok.İşte tam burada Ünsan Müdürü Ayhan Kayır’ı rahmetle anmak isterim.İyiliğini ve anlayışını hiç unutamam.Kızımla birlikte gitmiştik yanına..Destek içinde olsa para istemek ne kadar zor bilemezsiniz.ama utanmayı filan bıraktık, borç ödemek derdindeyiz.döndük dilencilere.Gruba daha sonradan katılanlar var onlar sıkıntımızı bilmiyorlar. Bu arada ben grubu dernek yapıp aidat toplamak istemiyorum. O zamanda bu işleri para için yaptığımızı söyleyecekler. Demokratik bir grup olarak kalalım istiyorum. Herkes başkan, herkes üye.herkes herşey.

Bu arada yer sorunumuz var. Sağ olsun Sn.Nadi Çolakoğlu Ticaret Borsasını kullanabileceğimizi söylüyor bir süre toplanıyoruz ama iş çıkışı yapılan toplantılar iş yerinin kapanış saatini aksatıyor.

Sn.Mehmet Türk bize Belediye Kültür Sarayında yer veriyor ama bu kez de oradakiler söyleniyorlar.Bu arada kriz kendi yaşantılarımızı da etkilemiş boğuşup duruyoruz ama onları anlatmaya gerek yok, sıkılıp duruyoruz. Öğrencimin babası Muhasebeci Sn.Ahmet Işıtan, bize büro malzemeleri vermiş eşyamızda var ama yaz tatilinde festivalden sonra biraz dinlenelim diyoruz, hepimiz çalışan insanlarız, kültür sarayındakiler şikâyet ediyor. “Odayı kapattılar gelmiyorlar, oda bize lazım” diye. Ahmet Kabayel bir gün arıyor “bizim eşyaları boşaltıyorlar diye” iyi diyorum boşaltsınlar “ne yapalım artık iyice yorulduk. Her tarafla mücadele bıktırdı artık.

Ama programlar devam ediyor. Sergiden önce Hürriyet Gazetesi yazarı gelmişti sergimizi anlatmıştık ama sergi bizi gerçekten çok çok yormuştu. Üstüne üstlük o sene de birinci günün gecesi ortalık sel olmasın mı? Sabah erkenden zor attım kendimi meydana. Milyarlık sergimizi toplamamış nöbetçi polise emanet etmiştik.

Hiç abartısız dize kadar su içinde meydan. Dört dönüyorum. Hiç unutmam Bekir Cerrahoğlu görmüştü beni” hocam Allah aşkına bu selde sabah sabah ne işin var dışarıda? diyor şaşkınlıkla. Ben bildiğiniz bir ıslak kedi, ahh aylarımızı verdiğimiz sergimiz yağmur altında sel içinde ve parasını ödememişiz. Sel benide alsın, denize atsın da kurtulayım. Ben kendimi sokağa atmayım da evde nasıl durayım. (Ayfer arkadaşım unuttuklarımı da sen anlatıver lütfen) Fazlası yok noksanı var.Fatma kıroğlu arkadaşım2da geliyor ama yapabileceğimiz bir şey yok.en azından bu sıkıntımda yürekleri ile katıksız gerçek dost, dünya güzeli arkadaşlarım var yanımda.

Gerçekten takdir edilecek bir memleket sevgisi. Büyük küçük çocuk bayan, yaşlı genç o kadar çok insan bize destek verdi ki artık “ÜNYE YEREL TARİH GRUBU” BİZLERDEN DE ÇIKTI.

O NEDENLE BEN BU GRUBUN ELEŞTİRİLMESİNE DAYANAMAM( AYNUR TAN’I ELEŞTİREBİLİRSİNİZ)SAYGI DUYMASAM DA TARTIŞMAM… CEVAP VERMEK İSTEMEM.FALANCA FİLANCA KİTAPTA ADI GEÇMİŞ CEVAP VERİP DE ONLARI “ÜNYE” ÜZERİNDEN BİRİNCİ LİGE TAŞIMAK İSTEMEDİM.BENDE VARIM DEMENİN EN KOLAY YOLU “YAPILMIŞ İYİ BİR İŞE SALDIRMAK, ÇAMUR ATMAKTIR.Hiç bir şey olmasada adın geçer.Çünkü tartışmaktan nefret ederim. İnsanız, hatalar yapabiliriz, ama bu konuda hata olabilir mi? Neredeyse yüzlerce insan birlikte çalıştık. Hep gözünüzün önünde idik. El kadar Ünye’de gizli kalan bir şey var mı? Millet bir birinin nabzının kaç attığını ezbere biliyor.

Bu grubun çalışmalarından sonra herkes yazar, herkes tarihçi oldu. Herkes olayın kıyısından kenarından tutar oldu.Hepsini hayranlıkla ve saygıyla izliyorum.Henüz bu çalışmalardan kuruş kazanmadım.Hiç bir zaman bu niyetle çalışmadım.Hesaplarım herkese açıktır.ama millet inceden inceden paraya çevirir oldu durumu.Satılan kitaplar,siteler,reklamlar..Darısı başımıza diyelim artık.

Ama bizim şu “sözlü tarih” görüşmeleri var ya onların yazıya dökülmesi gerek. Herkes yazamıyor. Para ile yazdırmak gerekiyor. Kime yardım dedikse gözlerde şu işareti gördüm.”Size yardım edeceğime dur ben kendim bir kitap yazayım, yazamasam da yazdırayım”.(şimdi “sözlü tarihide yazıyorlar”, hemde gözüme baka baka.ne yapalım , baskın basanındır.

Bu konuda Ticaret Odası’ndan, Ticaret Borsası’ndan ve Belediye’den aldıklarımızla 25–30 cd(o paraların da büyük bölümünü yazıları yazanlar bizzat kendileri aldılar) yazıldı ama oldukça fazla görüşme yaptığımızı hesaba katarsak işimiz çok fazla. Ama bu arada bana güvenip fotoğraflarını veren insanlara mahcup oluyorum.Fotoğrafları bende onlardan yüzlerce kez özür diliyorum.mutlaka iade edeceğim.ama herhangi bir baskı için orijinaller verimli oluyor.tüm gecikmeler o yüzden.ne deseler haklılar.Ben insanların benim projelerimi bu kadar kendilerine yontacaklarını ummadığım için böyle oldu.ama asla zararları olmayacak.ne olur birazcık daha anlayış.Birde yüzlerce bilgi isteyen üniversite öğrencisi var. Bir şeyi toparlayamadık ki dağıtalım. Hazırlamak istediğimiz kitabın aynısını hazırladılar, destek istediklerim, ebatlar ve özellikler tıpatıp aynı. Artık öğrendik destek isteyeceksin ama projeni söylemeyeceksin. Yani eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürmeyeceksin.

Çok samimi olarak söylüyorum O soruları bana soranlar, eğer sizin hakkınız da bana soru sorsalardı, hemen inanıp tereddütte kalmak yerine derdim ki “her duyduğunuza inanmayın, ben onları çok yakından tanıyorum ve bu yaşımın tecrübesi ile de yanılacağımı zannetmiyorum.”

Evet, ÜNYE YEREL TARİH GRUBU adına merak ettiklerinizi biraz olsun cevaplayabildim mi? Varsa başka tereddütleriniz açıkça bana sorabilirsiniz. Samimi olmanız yeterli. Çünkü veremeyecek cevabımız yok. Alnımız açık, başımız dik. Ancak arkadaşlarımızın(beni çok iyi tanıyıp, her türlü soruya gülüp geçen can arkadaşlarımın) dediği gibi bizi yakından tanımayanlar amacımızı ve neler yaptığımızı merak edebilir, ya da çok iyi bilemez.

(çok önemli not. Tüm bu çalışmalara başlamadan önce, Ünyeliler ile görüşme yapıp arşivliyor idim.Yayınlanması da tesadüf oldu.ésözlü tarih “ programına da çok ilgi gösterdiniz.sevgili Ünyeliler ne kadar teşekkür etsem azdır.Yazacaklarım anlatılamayacak kadar çok.şimdilik dershanede çalışıyorum, çalışmalar yine sürüyor.Hep desteklerinizle.tabiki merak ettikleriniz ve sorularınız olacaktır.Bizlerde cevaplamak zorundayız.İster inanın ister inanmayın bu yazı ikibuçuk yıl önce yazıldı.temmuz ayı.gazete yayınına bir süre ara verdi.Kaç kez hazırlandı., bilgisayar çöktü,biz erteledik,”seçimler geçsin dedik”neler neler.ama inanın ben köşemde kendimi anlatmak istemiyorum.fakat yaptıklarımızı anlatmadan da bize pek inanamayacak yada soru işaretleri ile anacaktınız bizi.İki arada bir derede kalmaktan biraz kurtulalaım dedik Geç yazdık, herşeyi yazmadı, ama Ünye yerel tarih grubu bence en sevimli, en samimi en doğal ve inanmakta tereddüt etmeyeceğiniz çok ama çok özel bir grup.lütfen hiç hata aramayın.Emeği geçenlere teşekkür edeceğim ama nerede ise tüm Ünyelilerin kıyısından köşesinden emeği geçti.Ben isterim ki bu grubu hep birlikte gülümseyerek analım.

Siz de yorum yapın, görüşlerinizi belirtin.

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarın tüm yazıları.

ÜNYE-AKKUŞ-NİKSAR KARAYOLU

26 Ekim 2021 okunma
    Yollar bir memleketin can damarlarıdır. Hasretlikleri bitiren, kültürleri harmanlaştıran, ekonomimizi canlandıran birlik ve beraberliğimizi sağlayan yollarımızdır. Ünye- Akkuş- Niksar yolunu kullananlar nostaljiyi, heyecanı birlikte yaşarlar. Yıllara... Devamını Oku

  NASIRLI ELLER

21 Ekim 2021 okunma
           Süleyman Erkan      Türkiye’nin güzel bölgelerinden Karadeniz’i gezip görenlerin hafızalarında mutlaka iz bırakmıştır. Karadeniz’in girintili çıkıntılı kenarları, geceleri gelinlik kızın boynuna takılı beşi birlik gibi parlar... Devamını Oku

Geçmişten Günümüze

16 Ekim 2021 okunma
Süleyman Erkan     Yaşam var oldukça hırslar, öfkeler, kinler, var olacaktır. Bu savaşı tetikleyen en önemli unsur beğenilmek, üstün olmak, başkalarından daha fazla mala mülke sahip olmaktır. Söz sahibi olmanın malla, mülkle, parayla olunamayacağını... Devamını Oku

İnsan

13 Ekim 2021 okunma
TOLGA ÖZSOY İNŞ. TEKNİKERİ tolgahanozsoy.52@gmail.com   Temel içgüdü ve duygularla hareket eden, yeteri kadarını alan, psikolojik ve sosyolojik açıdan baskı uygulamayan, vicdansız ve çıkarcı yaklaşmayan, kötü gözle bakmayan, çalmayan, savaşmayan,... Devamını Oku

Zaman

7 Ekim 2021 okunma
  TOLGA ÖZSOY İNŞ. TEKNİKERİ tolgahanozsoy.52@gmail.com   Neydi zaman? Doğduğum an ile öldüğüm an arasındaki yaşantım mı? Unutmak için verilen bir ilaç mı? Suratımı kırıştıran ya da saç rengimi benden alan… Neydi zaman! Babam öldüğünde... Devamını Oku

İhtiyaç Meselesi

27 Eylül 2021 okunma
TOLGA ÖZSOY İNŞ. TEKNİKERİ tolgahanozsoy.52@gmail.com   Çok çeşitli ihtiyaçlarımız var. Hatta bazen neye ihtiyacımız var diye market ve mağazaları gezmeye başlayanlar bile var. Babaannem lüzumsuz bir şey almamamı çok söylerdi işte onlarda top balon... Devamını Oku

F-N-D-K-Ç  Ş-H-P

10 Eylül 2021 okunma
  TOLGA ÖZSOY İNŞ. TEKNİKERİ tolgahanozsoy.52@gmail.com   Türkçe’de bir sözcük f,s,t,k,ç,ş,h,p harflerinden biriyle bitiyorsa ve ek kelimenin baş harfi d,c harfi ile başlıyorsa! Ortalık bir anda sertleşir. d=t olur t=ç olur sıkı durun bu matematiği... Devamını Oku

İş-Sizsiniz

6 Eylül 2021 okunma
  TOLGA ÖZSOY İNŞAAT TEKNİKERİ tolgahanozsoy.52@gmail.com Neden işsiz kaldığımızı bulalım. İşsizlik yaşınız en az 24! Bunu biliyor musunuz? Temel eğitim 1 yıl, ilk eğitim 4 yıl, Orta eğitim 4 yıl, lise eğitimi 4 yıl, hazırlık 1 yıl, üniversite... Devamını Oku

Alçak Alçak Dere Yataklarına Ev Kurmasınlar

19 Ağustos 2021 okunma
  Tolga Özsoy İnşaat Teknikeri tolgahanozsoy.52@gmail.com     Hepimizin malumu olduğu Candan ERÇETİN’in “yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar” şarkısı; doğaya, doğanın tabiatına karşı gelmekten ve gelin kızlarımızı ağlatmaktan başka bir... Devamını Oku

Toplumsal Sorunlar ve Altyapıları

3 Haziran 2021 okunma
Hatice Satgun_Giresunî   TV’lerde izlenen diziler ile Türk insanının aile yapısının çökertilmesi hedeflenmiş ve bu algı operasyonları yapılıyorken de, özellikle ‘Z Kuşağı’ dediğimiz gençlerin beyinlerine odaklanılmış olması ve... Devamını Oku