son haberler

Tanîn Gazetesi’nde Ünye – I

Yayınlanma Tarihi: 13 Ekim 2017 okunma

M. Ufuk MİSTEPE mistepe@gmail.com

1910’da (R. 1326 – H. 1328) yayımlanan “Anadolu’da Tanîn” adlı kitap, Ahmed ŞERÎF’in yazarı olduğu Tanîn Gazetesi’nde “Anadolu’da Tanîn” başlığı altında ve mektûblar hâlinde yayımladığı Osmanlıca gezi mektuplarından oluşuyordu. Eser ilk kez 1977’de yayımlandı. TTK Yayınları II. Dizi, Sayı: 34 ile gezi mektuplarıyla genişletilmiş ikinci baskısı var elimizde artık. A. Şerîf, Anadolu’da 50’den fazla kasaba ve kente gitmiş, onları anlatmıştır.1 Ünye bahislerini 01 – 02 Ağustos 1911 tarihlerinde Erzurum’da kaleme almıştır.

Ahmed ŞERÎF Bey’in, 1909 – 1914 yılları içinde Anadolu’da yapmış olduğu gezilerden 1911 yılı içinde Câvid Bey ve Ömer Nâci Bey ile birlikte İstanbul’dan vapurla Samsun’a, Samsun’dan kâh karadan kâh vapurla Trabzon’a, Trabzon’dan sonra karadan Doğu Anadolu gezisi2 Ünye ilçemize ait geniş tasvir ve detayları da içerir.

Muhâbir-i seyyâr Ahmed Şerîf (1883 – 07 Ağustos 1927 İst.), bir Osmanlı aydınıdır. Son derece gerçekçi, titiz ve tarafsız davranmış, gezdiği yerlerde en basit insanlardan en yüksek idarî ve adlî dâirelere kadar gördüklerini, düşündüklerini ve en ağır tenkidlerini hiç çekinmeden yazmıştır.2

Erzurum’da 01 Ağustos 1911’de kaleme alıp Tanîn Gazetesi’ne gönderdiği Terme ve Ünye anılarına Ünye bahsiyle artık giriş yapabiliriz.

İstanbul’dan hareket edeli yirmi beş gün oluyor. Bu süre içinde ancak, iki mektûb gönderebildim. Bu, seyâhattaki hızdan ileri geliyor. Samsun’dan hareket ettikten sonra Çarşamba’da iki, Ünye’de bir gece kaldık. (sh. 267) 16 Temmuz Pazar günü, pek hoş ve güzel bir sabahla başlıyordu. Bugün, epeyce bir yol yürüyecek, yol üstünde bulunan Terme’ye uğrayacak ve akşam üstü Ünye’ye varacaktık. (sh. 273)3

Terme’den – Ünye’ye: Uğurlama. Yol yok. Kumluk arâzî. Karadeniz. Manzaraların güzelliği. Karadeniz’in kenârında, kumlar üstünde dinlenme. Ünye’den karşılama hey’eti. Karadeniz’in içinde araba ile seyâhat. Ünye’de parlak bir karşılama. Ünye’nin sokakları. Güzel bir evde, bir gecelik misâfirlik. Ünye’de unutulmaz bir gece.

ERZURUM, 1 Ağustos 1911: 16 Temmuz Pazar günü Terme’den Ünye’ye doğru hareket eden seyâhat kafilesi yine zengin ve kalabalıktı. Çarşamba’dan uğurlayanlardan bazıları, bizi Ünye’ye kadar arkadaşlık etmek şerefi ile şereflendirdikleri gibi  Terme’den birçok kimse de buna katılmıştı. Bunun için arabaların sayısı sekizi – onu geçiyor ve bunlara süvâriler arkadaşlık ediyordu. (sh. 278)3 (28 Şa’bân 1329 Hicrî tarihli Tanîn’de yayımlandı).

Terme’den çıkınca, artık şoseden filân eser kalmadı ve hayvanları pek çok yoran kumluk arâzi başladı ki bunun her tarafı yol demekti. Birçok yerlerde her araba, hemen başka başka yollarda yürüyordu. Terme’den sonra manzaralar değişti. Tabiat, başka güzelliklere, süslere bürünmüştü. Samsun’dan Terme’ye kadar bütün yol boyunu dolduran tarlaların, çayırlıkların yerini kumluktaki dikenlikler ve ağaçlıklar aldı. Fakat etraf, devamlı eşsiz güzelliklerle insanın yüzüne gülüyordu. Sağ taraftaki dağlar artık, yavaş yavaş yolumuza yaklaşıyordu. Yol düzdü. Birçok dereler, bataklıklar, göller geçiyorduk. Derelerin üzerindeki köprüler, pek harâb olduğundan çoğunlukla bunları yürüyerek geçmeye mecbûr kalıyorduk. Ba’zân, pek sıklaşan ağaçlar ve dikenlikler arasında yol dolaşıyor, ağaçların dallarıyla arabalar arasında çarpışmalar oluyor ve onlar bu şekilde arabaları, elbiselerimizi tırmalayarak, bizden intikâm almak istiyorlardı. Kızgın bir Temmuz güneşi altında, kumlardan fışkıran şiddetli sıcak üstünde yürüyorduk. (sh. 279)

Terme’den hareketten bir saat kadar sonra sol tarafımızda Karadeniz’in yeşil suları görüldü, sâhilin kumlarına birer sevgi öpücüğü kondurduktan sonra tam bir edeb ve nezâketle beyaz eteklerini toplayarak çekilen mini mini dalgaların fışfışası, hoş mûsikisi işitildi. Sağ tarafımızdaki yeşil dağlar da bize pek yaklaşmıştı. Bundan sonra manzaralar daha fazla güzelleşmiş, güzellik kazanmıştı. Arabalar, beyaz taşlar üzerindeki âdetâ kayan, seken, berrak sulu bir derenin içinden geçti. Derenin ortasında suyun tekerlekleri bütünüyle örtmesi pek hoş bir görünüş meydana getiriyordu. Balıkçılar ağ ile balık avlıyorlar, derenin serserî ve avâre balıklarını yakalıyarak torbalarına indiriyorlardı. Dereyi geçtikten sonra arabalar sol tarafa, denize doğru yürüdüler. Sağ taraf yine yeşillenmeye, tarla hâlini almaya başlamıştı. Saat yedi buçukta (öğleden sonra 15.30 dolayları) Karadeniz’in kenarında bulunduk. Burada, bir tek binâ ve kumların üzerine çekilmiş bir – iki yelken kayığı, beş – on da gemici vardı. Bgün, bir güzel kadın kadar şuh ve hoş olan Karadeniz’in kenârında, kumların üstünde oturarak birer kahve içmek gerçekten pek hoş oldu. Karadeniz, ciğerlere pek sâf bir hava üflüyordu.

Karşılama için Ünye’den buraya kadar gelenler vardı. Bu güzel yerde ancak yarım saat oturabildikten sonra ve hiçbir vakit unutulamayacak tatlı hâtıralar aldıktan sonra arabalara bindik ve sahili takip ederek yürüdük. Önümüzde, denize doğru girmiş bir burun vardı, işte bu burunu dolaşacaktık.

Bir saatten fazla bir yol daha yürüdükten sonra bir köyün kenarındaki geniş ve sularıyla, hayvanları karınlarına kadar ıslayan dereyi geçtik. Derenin öbür tarafındaki bahçede Ünye’den gelen karşılama hey’eti bulunuyordu. Orada pek az durarak deniz kenarında, kumlar üzerinde yolumuza devam ettik. Burada, yoldan hiçbir belirti kalmamıştı. Sağ taraf kayalık, sol taraf denizdi. Çok kere arabalar denizin içine giriyor, tekerlekler su içinde dönüyordu. Fakat, bu durumda, (sh. 279) hayvanlar, arabaları tam bir zorlukla çekiyorlar ve bazen yürüyemiyorlardı. Bu, pek hoş, âdetâ hayâlî bir seyâhatti. Karadeniz’in yeşil suları içinde araba ile seyâhat, doğrusu hiçbirimizin hâtırından geçmemişti. Tabiatın, buradaki vahşet ve garîblikle karışık hoşlukları, Karadeniz’in güzellikleri, bize yoldan mahrûm, daha doğrusu her tarafı yol olan bu kumluktaki sıkıntıları unutturuyordu. Bakışlar; güzellikten güzelliğe kayıyor, çiçekten çiçeğe konan herçâî kelebeklerin kokladıkları kokular kadar sarhoş edici duygularla, rûhu kendinden geçiriyordu. (sh. 280)3

İki kayanın arasındaki dar boğazı yürüyerek çıktıktan sonra güzel bir körfezin sâhilinde, yeşil dağların kucağında gizlenmiş olan Ünye’nin ilk eserleri seçilmeye başladı. Köprüsüz, bir dereye kadar inip, tekrar yukarı çıktık ve misafirleri karşılamaya gelen büyük – küçük, kadın – erkek bir kalabalığın âdetâ kucağında bulunduk.

İslâm ve Hıristiyân okulları öğrencileri de karşılamaya çıkmışlar, ellerinde rengârenk Osmanlı sancakları olduğu hâlde, vatan ve hürriyet şarkıları söylüyorlardı. Âdet olduğu üzere fişenkler atıldı, alkışlar birbirini ta’kib etti ve bunların arasında arabalar Ünye’ye girdi.

Ünye’nin dar, inişli – çıkışlı, kaldırımları bozuk sokaklarından araba ile geçmek, kumluk üzerinde seyâhatten daha rahat değildi. Hıristiyân mahallesinden geçiyorduk (Rum Mahallesi – Yalıkahvesi mevkii). Bütün kadınlar pencerelere, kapılara dolmuşlar, bu kadar hasretle karşılanan bumisâfirleri görmek hevesine düşmüşlerdi. Doğruca, hükûmet konağına gidildi (şimdiki Ziraat Bankası yerindeki 2 katlı ahşap bina), bir parça dinlenmeden sonra bir gecelik misâfiri olacağımız eve gittik. (sh. 280)

Bizi, misâfir olarak kabul etmek iyilikseverliğinde bulunan Ünye eşrâfından Hacı Ahmed Efendi idi. Bu kimsenin iyi hûyuna ve güzel zevkine, evinden daha açık bir örnek olamazdı. Gayet güzel bir şekilde yapılmış olan bu ev, aynı zamanda Ünye’nin en güzel bir yerinde bulunuyor, bütün Karadeniz’le Ünye’nin etrafındaki yeşil ve güzel dağları görüyordu.

Devam edecek

 

KAYNAKÇA :

1 AKŞİN, Prof. Dr. Sina – Anadolu’da Tanîn, Ankara, SBF, 1977, sh. XI – XIII.

2 BÖREKÇİ, Mehmet Çetin – Anadolu’da Tanîn, Kadıköy, 13 Nisân 1992, XV – XIX.

3 ŞERÎF, Ahmet – Anadolu’da Tanîn, Haz. BÖREKÇİ, Mehmet Çetin – I. Cilt, TTK Yy. II. Dizi – Sayı: 34, 1999, Ankara, 536 sayfa, Ünye Pasajları: 267, 273, 278, 279, 280, 281, 282, 283, 284, 286, 287, 290. sayfalar.

Siz de yorum yapın, görüşlerinizi belirtin.

Yazarın Diğer Yazıları

Yazarın tüm yazıları.

Akkuş’un Tarihî Ve Makûs Talihi

6 Ekim 2017